Mavi Mars
Bir zamanlar Mars küçük, nemli ve mavi bir gezegendi. Geçen 4 milyar yıl içinde Mars kuraklaştı ve bugünkü bilinen kızıl gezegen halini aldı.

Peki Mars ne kadar suya sahipti? 

“Journal Science”ta yayınlanan son araştırmalara göre Mars’ın Kuzey Yarımküresi yaklaşık Atlas Okyanusu büyüklüğünde bir okyanusla kaplıydı ve bu okyanusta derinlik 1.6 kilometreye kadar ulaşıyordu.

Greenbelt, Maryland’deki NASA Goddard Uzay Uçuş Merkezinde araştırmacı olan Geronimo Villanueva  yaptıkları çalışmalar sonucunda Mars’ın uzayda ne kadar su kaybettiğini belirleyerek, Mars’ta tam olarak ne kadar su olduğunu yüksek olasılık ile tespit ettiklerini söylüyor ve bu çalışmayla birlikte Mars’taki suyun tarihini daha iyi anlayabileceğimizi belirtiyor.

Geçen 6 yıllık süreçte Villanueva ve ekibi ESO’nun Şili’deki devasa teleskobunu ve Hawaii’deki NASA Kızılötesi Teleskobunu (Infrared Telescope Facility) kullanarak su moleküllerinin Mars atmosferindeki dağılımı üzerinde çalıştı. Suyun mevsimsel değişikliklerle birlikte değişimini gösteren detaylı bir harita hazırlandı ve şaşırtıcı sonuçlara varıldı.

Geçen uzun süreç içerisinde Mars atmosferinin büyük bir kısmını ve yüzeyindeki suyu kaybettiği çalışmalar sonucunda ortaya çıktı. Mars’ta çok büyük oranda su yüzey derinliklerinde donmuş olmasına ve atmosferin incelip soğumasına rağmen, bu büyüklükteki suyu da uzay boşluğuna dağılmıştır.

 
Bu illustrasyon Mars’ın 4 milyar yıl önce nasıl göründüğünü göstermektedir. Eğer Mars’ta bulunan su tüm yüzeyini kaplamış olsaydı suyun derinliği 140 metreyi bulmuş olacaktır. İllustrasyonda görüldüğü gibi su Mars’ın kuzey yarımküresinin yarısını kaplamaktadır. (En derin noktası 1.6 km) ESO/M. Kornmesser/N. Risinger (skysurvey.org) 

Peki nasıl oldu da Mars suyunun büyük bir çoğunluğunu kaybetti?

Dünya okyanuslarında bulunan su molekülü 2 tane Hidrojen ve 1 Oksijenden oluşan H2O dur. Mars’ta bulunan su ise Dünya’dakinden biraz daha farklı olan HDO dur. Su molekülünün içinde bulunan Hidrojenlerden birisinin yerine Hidrojen’ in izotopu olan Döteryum bulunmaktadır. Hidrojen atomunda sadece 1 proton ve 1 elektron varken Döteryumda 1 proton 1 elektron ve ek olarak 1 nötron vardır. Doğal olarak Döteryum Hidrojene göre daha ağır bir elementtir. Bu da Mars’ta bulunan su yani HDO’yu  H2O dan daha ağır yapmaktadır. 


Yarı-ağır su olarak bilinen HDO, H2O ya göre buharlaşma başarısı daha düşük olan bir moleküldür. Mantıken Mars’ta bulunan H2O uzaya uçarken HDO ise ağırlığından dolayı yüzey altında donarak kaldı.

Araştırmacılar yeryüzündeki güçlü gözlem araçlarını kullanarak HDO ve H2O dağılımını ve sıvı suya (suyun normal şartlardaki hali) göre oranlarını belirleyebildiler.


Özellikle ilgi çekici olan Mars’ın kuzey ve güney kutuplarında bulunan buzulların, donmuş su ve karbonu günümüze kadar saklamış olmasıdır. Buzullarda bulunan donmuş su, kızıl gezegenin suyla kaplı Noachian dönemden (yaklaşık 3.7 milyar yıl öncesi) günümüze kadar suyun evrimini belgelemektedir. Kutup bölgelerinde ölçülen suyun HDO ile zenginleşmiş olduğu ortaya çıkmıştır. Araştırmalara göre Mars kutup bölgelerinde bulunan suyun 6.5 katı kadar suyu geçen 4 milyar yıl içinde kaybettiğini belirlenmiştir. Sonuç olarak  Marsta erken dönemlerde 20 milyon kilometre küp su barındırdığı hesaplanmıştır.

 
Mars’ta okyanus bulunduğu zamanlarda Güneş Sistemi’nin en büyük dağı olarak kabul edilen “Olimpus Mons” eteklerine kadar su ile kaplıydı. (http://www.jahtv.com/2007/10/avatar-reality-preview-blue-mars-at-e-for-all-expo/)

Mars’ın küresel alanını göz önünde bulundurursak, suyun büyük bir çoğunluğu gezegenin kuzeydeki alçak seviyede bulunan geniş düzlüklerinde var olduğu düşünülmektedir. Bu antik okyanus Mars yüzeyinin % 19’luk bir kısmını kapladığı tahmin edilmektedir. (Atlas Okyanusu’nun Dünya yüzeyinin %17’lik bir kısmını kapladığını düşündüğümüzde önemli bir alanı kaplamaktadır.)

NASA’daki Michael Mumma, Mars bu orandaki suyu daha uzun süre tutmuş olsaydı gezegenin yaşam için daha uygun bir ortam sağlayacağını tahmin ediyor. Son olarak ESO’dan (European Southern Observatory) Ulli Kaeufl 100 milyon kilometre kadar uzaklıktan teleskop kullanarak böyle bir tespit yapmaları onları şaşkına çevirdiğini söylüyor.

Kaynaklar


0 yorum