1

bilincimizin ve zaman algımızın dolayısıyla evrimimizin genellikle beyinde ve duyu organlarında arandığını ve sinir sistemimiz incelenmeye başlandığından beri canlılığımızın buralardan kaynaklandığı hipoteziyle sürüyle psikososyal ve biyolojik araştırmalar yapılmaktadır. ancak bildiğimiz kadarıyla yaşam tarzımızın sosyal hayatımızın ve psikolojik durumumuzun bu evrimden kaynaklandığına dair henüz ciddi somut bir kanıt sunulamadığını görmekteyim. tabi popüler bilimci ve amatör olarak bunlarla ilgilenen biri olarak söylüyorum. ancak tüm bunların karşısında fiziksel hareketlerimizin büyük bir oranda kopyaladığımız hareketlerle oluştuğu bir hakikat. hatta bir araştırmada davranışlarımızın hareketlerimizi ve düşüncelerimizin %95 i diğer insanlara bakarak onlardan kopyalayarak oluştuğu bir başka hakikat. bu gerek evrimsel süreçte savunma mekanizması olarak düşünülmüş ve toplumdan ayrı kalmamak canlılığı sürdürmek gibi sebeplere dayandırılmaktadır. bildiğimiz diğer şeyse insanın fikri neyse zikri de odur diyoruz. ben de burdan şu sonucu çıkarabilir miyim? tüm bunları kopyaladığımız ve uyguladığımız mimik ve kas hareketleriyle bilincimizi oluşturan asıl sistemler iskelet kas sistemleri değil midir. ya da beslenme açısından toplum genellikle benzer beslenmektedir. bu da benzer düşünceler oluşmasına sebebiyet veriyor olamaz mı. toplum bilinci dediğimiz şey belki de birbirine benzer zihinsel faaliyetlerde bulunduğumuz için ve sürüden ayrıldığımızda bizi kurt kapacak korkusu taşıdığımız için ortak bir paydayı mı ifade etmektedir?

Bilal Dinçer 2 yıl önce 0
1

Hocam ilginize teşekkür ederim. Sorumu detaylandırmak gerekirse sindirim sistemimiz en az beyin kadar sinir hücresi ve nörosinaptik alandaki nörotransmitterleri barındırmaktadır. Bu da bende nöral yolda nöronlar arasındaki bağlantıların sıklığının ve çeşitliliğinin nöral iletişimdeki kimyasallardan daha önemli olabileceğini düşündürmektedir. örneğin dopamin reseptörü de en az beyinde olduğu kadar barsaklarda da mevcuttur. Ancak barsaktaki dopamin kimyasalları bos a yani beyin omurilik sıvısına geçememektedir. Burada ayrıca bir çelişki mevcut ise de bu bilgi bile bazı bilişsel aktivitelerimizin sadece beyinde kaynaklanmayabileceği ile ilgili bize bir fikir veremez mi? İkinci sorum ise şunla ilgiliydi. Yanyana sıralanmış domino taşlarından ilkine bir kuvvet uygulandığı vakit tüm domino taşları sırasıyla önce etkiyi alıp ardından buna tepki vermek suretiyle birbirini düşürmektedir. Peki orada bulunan bir domino taşı kuvveti bir başka taşa aktarıyor diye buna "bilinç sahibidir" diyebilir miyiz? ya da daha da karmaşıklaştırmak gerekirse yanyana sıralanan bu domino taşlarına alternatif yollar da ekledikten sonra bir domino taşını en az 5 farklı yöndeki domino taşının yakınına koyarsak ve bu yolları her bir domino taşında ayrı ayrı uygularsak oluşturduğumuz bu karmaşık domino taşları düzeneğinde herhangi bir domino taşına uygulayacağımız ufak bir kuvvet , bir çok yönde taşların birbirini yıkması suretiyle zaman geçtikçe tezahur edecektir. Bu sistemde ortada bulunan bir domino taşı belli bir süre geçtikten sonra kuvvet herhangi bir yönden ona etki ettikten sonra buna tepki olarak kuvveti diğer domino taşlarına yönlendirmek üzere tepki verdiğinde, bu domino taşı yeni bir bilgi oluşturmuştur diyebilir miyiz? Yine domino taşlarının bir bilgi sahibi olduğunu iddia edebilecek miyiz? Sinir sistemimiz her ne kadar domino taşlarına ilk kuvveti uygulayan organ gibi gözükse de belki de ortadaki herhangi bir domino taşı olamaz mı? barsaktan kas sistemimizden ya da kanımızdaki oksijen karbondioksit şeker vs. değerlerden etkilenen ve buna basit cevaplar veren basit bir taş parçası olamaz mı? Tüm bunların ışığında ilk kuvveti uygulayanı sorgulamaktansa, yani canlılığımızın kaynağını sorgulamaktansa ,tersine mühendislik yapıp canlılığın gereksinimlerini incelediğimizde beyin dışı bir çok sistemin de canlılıkta hayati rolü olduğunu ve karakterimiz dahil bir çok davranış modelimizde etkisi olduğunu görebilir miyiz?

Bilal Dinçer 2 yıl önce 0
0

yazalım bakalım ruhumuz barsaklarımızdadır... barsağın en yakın arkadaşı midedir. ikinci dostu anüstür. barsak 4 kardeştir. ince barsak , appendiks, kalın barsak ve rectum tüm bunların ışığında beyin ile barsak arasındaki ilişki ruh ile beden arasındaki ilişkiye benzer. ruhumuz duygularımızı dizginlemekle ilgilenmekteyken tüm sindirim sistemimiz ise bedenimizin temel yapıtaşıdır. hikayemizin temelini ise bu iki elementim savaşını anlatmaktadır. ruh varolduğumuz günden beri bizi hayatta tutan temel organ olarak düşünülmekteyse bu modern görüşün ışığında yola çıkacak olursak , daha önce evrimsel süreçte atalarımız olan canlılar daha az beyne daha az nörona ve daha az ruha sahiplerdi diyebiliyoruz. misal bakteri dediğimiz canlılar tek hücreli canlılar sınıfındadırlar. herhangi bir nöral aktiviteye sahip değiller. bunların yanında sinidirim ve boşaltım sistemleri gayet yerinde. barsakları yok ancak endoplazmik retikul ve hücre zarı ile sindirim ve boşaltımı sürürebilmektedirler. canlı oldukları modern bilimde bir hakikat. fakat bu canlılıkları nöronlarla sağlanmadığı da gün gibi göz önünde. evrimi göz önüne alacak olursak ilk dna ların oluşumundan itibaren geçen yıl 1 milyar yıl. ancak ilk nöron bundan 300-400 milyon yıl önce oluştuğu sanılmaktadır. bazı sistemlerimiz, diğerlerinden daha önce oluşmuştur ve bu sistemlerimiz ondan sonra oluşan sistemlerimizin sadece öncüsü olarak düşünülmesi normaldir ; fakat her sistem daha öncü bir varlığın sonucu olduğu fikri bize ilk sisteme kadar götürmektedir. bu varsayıma göre ilk sistem dna dır. dna ise o kadar karmaşık bir bilgi dizisi haline gelmiştir ki , kullandığımız yada atıl durumda olan bir çok bilgi kırıntısını barındırmaktadır. bu bilgi kırıntıları o kadar karmaşık ki , bir biçimde iç içe geçmiştir ki her hangi bir dna eksikliği vücudumuzda birbiriyle alakasız bir çok farklı sistemi olumlu ya da olumsuz bir biçimde etkilemektedir. mesela beynimizde duymamıza sebep olan bir dna kodu aynı zamanda zamanda yolculuk yapmamıza engel olabilmektedir ve bunu modern tıp teknolojisi ile asla bilemeyeceğiz.

Bilal Dinçer 2 yıl önce 0
0

ruhumuz barsaklarımızdadır... barsağın en yakın arkadaşı midedir. ikinci dostu anüstür. barsak 4 kardeştir. ince barsak , appendiks, kalın barsak ve rectum tüm bunların ışığında beyin ile barsak arasındaki ilişki ruh ile beden arasındaki ilişkiye benzer. ruhumuz duygularımızı dizginlemekle ilgilenmekteyken tüm sindirim sistemimiz ise bedenimizin temel yapıtaşıdır. hikayemizin temelini ise bu iki elementim savaşını anlatmaktadır. ruh varolduğumuz günden beri bizi hayatta tutan temel organ olarak düşünülmekteyse bu modern görüşün ışığında yola çıkacak olursak , daha önce evrimsel süreçte atalarımız olan canlılar daha az beyne daha az nörona ve daha az ruha sahiplerdi diyebiliyoruz. misal bakteri dediğimiz canlılar tek hücreli canlılar sınıfındadırlar. herhangi bir nöral aktiviteye sahip değiller. bunların yanında sinidirim ve boşaltım sistemleri gayet yerinde. barsakları yok ancak endoplazmik retikul ve hücre zarı ile sindirim ve boşaltımı sürürebilmektedirler. canlı oldukları modern bilimde bir hakikat. fakat bu canlılıkları nöronlarla sağlanmadığı da gün gibi göz önünde. evrimi göz önüne alacak olursak ilk dna ların oluşumundan itibaren geçen yıl 1 milyar yıl. ancak ilk nöron bundan 300-400 milyon yıl önce oluştuğu sanılmaktadır. bazı sistemlerimiz, diğerlerinden daha önce oluşmuştur ve bu sistemlerimiz ondan sonra oluşan sistemlerimizin sadece öncüsü olarak düşünülmesi normaldir ; fakat her sistem daha öncü bir varlığın sonucu olduğu fikri bize ilk sisteme kadar götürmektedir. bu varsayıma göre ilk sistem dna dır. dna ise o kadar karmaşık bir bilgi dizisi haline gelmiştir ki , kullandığımız yada atıl durumda olan bir çok bilgi kırıntısını barındırmaktadır. bu bilgi kırıntıları o kadar karmaşık ki , bir biçimde iç içe geçmiştir ki her hangi bir dna eksikliği vücudumuzda birbiriyle alakasız bir çok farklı sistemi olumlu ya da olumsuz bir biçimde etkilemektedir. mesela beynimizde duymamıza sebep olan bir dna kodu aynı zamanda zamanda yolculuk yapmamıza engel olabilmektedir ve bunu modern tıp teknolojisi ile asla bilemeyeceğiz.

Bilal Dinçer 2 yıl önce 0