Arılar Matematiği Uzaylılarla İletişim Kurmak İçin Kullanabileceğimizi Öğretebilir
İnsanlar her zaman uzaya büyük bir merak duymuştur. Sıklıkla evrende yalnız olup olmadığımızı sorgularız. Eğer yalnız değilsek, zeki yaşam nasıl bir şeydir? Ve uzaylılar nasıl iletişim kurar?

Dünya dışı yaşam olasılığı bilimsel kanıtlara dayanmaktadır. Ancak yıldızlar arası yolculukta söz konusu olan mesafeler son derece büyüktür. Eğer uzaylılarla bir gün temas kurarsak, bu büyük ihtimalle uzun mesafeli iletişim yoluyla olacaktır; çünkü en yakın komşu yıldızımız bile 4,4 ışık yılı uzaklıktadır.

İyimser bir senaryoda bile, karşılıklı bir iletişimin gerçekleşmesi on yıldan fazla sürebilir.

Peki, ortak bir dilimiz yokken bu nasıl mümkün olabilir? Bunun cevabı için, Dünya’da bizimkinden oldukça farklı zihinlere sahip canlılarla nasıl iletişim kurabildiğimizi düşünelim: arılar.

İnsan ve arı beyinleri arasındaki büyük farklılıklara rağmen, her ikisi de matematik yapabilmektedir. Leonardo dergisinde yayımlanan yeni makalemizde savunduğumuz düşünce deneyi, matematiğin “evrensel bir dil” olabileceği ve bir gün yıldızlar arası iletişimde kullanılabileceği fikrini güçlendirmektedir.

 

Bilimin dili olarak matematik

Matematiğin evrensel bir dil olduğu fikri yeni değildir. 17. yüzyılda Galileo Galilei, evreni “matematik diliyle yazılmış büyük bir kitap” olarak tanımlamıştır.

Bilim kurgu da uzun zamandır matematiği evrensel bir dil olarak ele alır. 1985 tarihli roman ve 1997 yapımı film Contact’ta, dünya dışı varlıklar insanlara radyo sinyalleriyle gönderilen tekrar eden asal sayı dizileri aracılığıyla ulaşır.

Liu Cixin’in romanı The Three-Body Problem (Üç Cisim Problemi) ve bunun Netflix uyarlamasında, insanlar ve uzaylılar arasında matematiksel bir problemi çözmeye yönelik iletişim bir video oyunu üzerinden gerçekleşir.

Matematik, Ted Chiang’in 1998 tarihli Story of Your Life adlı novellasında da önemli bir yer tutar. Bu eser, zaman algısı doğrusal olmayan uzaylıları ve buna bağlı olarak farklı bir matematik anlayışını betimler. Eser, 2016’da Arrival (Geliş) adıyla sinemaya uyarlanmıştır.

Gerçek bilimsel girişimler de evrensel iletişim için matematiği ve sayıları kullanmıştır. 1977’de fırlatılan Voyager 1 ve 2 uzay araçlarıyla birlikte gönderilen Altın Plakların kapakları, “Dünyamızın hikâyesini dünya dışı varlıklara anlatmak” amacıyla matematiksel ve fiziksel büyüklüklerle kazınmıştır.

1974’te gönderilen Arecibo mesajı ise 1.679 tane sıfır ve birden oluşuyordu. Bu mesaj, birden ona kadar olan sayıları ve DNA’yı oluşturan elementlerin atom numaralarını iletmek için düzenlenmişti. 2022’de ise araştırmacılar, dünya dışı varlıklara insan matematiğini, kimyasını ve biyolojisini tanıtmayı amaçlayan ikili (binary) bir dil geliştirdiler.

 

Uzaylılar olmadan evrensel bir dili nasıl test edebiliriz?

İki anteni, altı bacağı ve beş gözü olan bir canlı bir uzaylıyı andırabilir; ama aynı tanım bir arıyı da anlatır. (Bilim kurgu, elbette “böcek benzeri” uzaylıları sıkça hayal etmiştir.)

Arıların ve insanların ataları 600 milyon yıl önce birbirinden ayrılmıştır. Buna rağmen her iki tür de iletişime, sosyal yaşama ve belirli düzeyde matematiksel yeteneğe sahiptir. Bu uzun ayrılıktan sonra, hem bal arıları hem de insanlar karmaşık toplumlar içinde etkili ama farklı iletişim ve iş birliği yöntemleri geliştirmiştir.

İnsanlar dili geliştirmiştir. Bal arıları ise “sallanma dansı”nı (waggle dance) evrimleştirmiştir. Bu dans, besin kaynaklarının konumunu; mesafesini, yönünü, Güneş’e göre açısını ve kaynağın kalitesini aktarır.

Arılarla aramızdaki büyük evrimsel mesafe ve beyin yapısı ile boyutlarındaki farklılıklar nedeniyle, arılar Dünya’daki “böcek benzeri uzaylı modeli” olarak düşünülebilir. En azından bu düşünce deneyi için.

 

Arılar ve matematik

2016 ile 2024 yılları arasında yaptığımız bir dizi deneyde, arıların matematik öğrenme yeteneklerini inceledik. Açık alanda serbestçe uçan bal arılarıyla çalıştık. Arılar, şekerli su ödülü almak için düzenli olarak gelip matematik testlerimize katılmayı seçti.

Deneylerde arılar; basit toplama ve çıkarma yapabildiklerini, nicelikleri tek veya çift olarak sınıflandırabildiklerini, nesne sayılarını sıralayabildiklerini ve “sıfır” kavramını anlayabildiklerini gösterdiler. Hatta, sembollerle sayıları ilişkilendirebildiler; bu, insanların Arap ve Roma rakamlarını öğrenmesine benzer basit bir süreçtir.

Arıların minicik beyinlerine rağmen, niceliklerle ilgili problemleri çözebilecek düzeyde temel bir matematiksel kapasiteye sahip oldukları görülmektedir. Matematiksel yetenekleri, bire bir ekleme ve çıkarma öğrenmeye dayanıyordu. Bu, daha soyut matematiğe açılan bir kapıdır. Teorik olarak, bire bir ekleyip çıkarabilme yeteneği, doğal sayıların tamamını temsil edebilme imkânı sağlar.

Eğer birbirine “yabancı” sayılabilecek iki tür – insanlar ve bal arıları – matematik yapabiliyorsa ve pek çok başka hayvan da buna sahipse, matematik gerçekten de evrensel bir dilin temeli olabilir.

Eğer dünya dışı türler varsa ve yeterince gelişmiş beyinlere sahiplerse, çalışmamız onların da matematik yapma kapasitesine sahip olabileceğini göstermektedir. Bir sonraki soru ise şudur: Farklı türler, tıpkı dillerdeki lehçeler gibi, matematiğe farklı yaklaşımlar mı geliştirecektir?

Bu tür keşifler, matematiğin tamamen insan yapımı bir icat mı yoksa zekânın doğal bir sonucu olarak evrensel mi olduğu sorusuna da ışık tutacaktır.

Scarlett Howard, Araştırma Görevlisi, Biyolojik Bilimler Okulu, Monash Üniversitesi Adrian Dyer, Doçent, Fizyoloji Bölümü, Monash Üniversitesi Andrew Greentree, Kuantum Fiziği Profesörü ve Avustralya Araştırma Konseyi Gelecek Bursu Sahibi, RMIT Üniversitesi

Bu yazı SCIENCEALERT’ de yayınlanmıştır.

Fizikist
Türkiye'nin Popüler Bilim Sitesi

0 yorum